Bazen bir farkındalık, uzun zamandır zihnimizin kıyısında dolaşan bir şeyi bir anda görünür hâle getirir. İşte geçenlerde böyle bir ana tanık oldum..
-Sahip olduklarımın değerini yeterince bilmiyor muydum?
O an bu soru, benim için büyük bir soruydu. Bir şeylerin bir gün elimden gideceğini bilgisi bende hep vardı. Bu yüzden bazen onlarla ilgilenmek, onları korumak, sürdürmek zaman zaman bana yorucu geliyordu.
Sonra bir farkındalık cümlesi geldi: Onların hayatımda olmasını istiyorum, değerlerini biliyorum — ama sonsuza kadar yanımda kalacaklarını bilmiyorum.
Ve ilk kez gerçekten söyleyebildim:
“Giderlerse de yıkılmam.”
Bu cümlede büyük bir özgürlük vardı. Ama aynı zamanda büyük bir hüzün. Çünkü insan bir şeyi kaybetmeye hazır olabilir ve yine de onu çok sevebilir.
Belki de uzun zamandır birbirine karıştırdığımız şeyler bunlar:
Değer vermek ve tutunmak. Oysa aynı şey değiller.
Bir şeyin değerini bilmek, onu sürekli korumak zorunda olmak değil.
Bir insanın değerini bilmek, onun hayatını taşımak değil.
Bir ilişkinin değerini bilmek, onu sonsuza kadar garanti altına almak değil.
Bir şeyin güzel olduğunu görmek için onu elimizde sıkıca tutmamız gerekmiyor.
Çoğaltmak Sonra Tutunmak……
Fark ettim ki hayatımda çok şey çoğaltmışım — insanlar, ilişkiler, işler, deneyimler, ürettiklerim, öğrendiklerim. Bu güzel bir şey.
Ama topraklanmadığım zamanlarda, çoğalttığım her şey bir süre sonra başka bir şeye dönüşmüş:
Çoğaltmak, sonra korumak, sonra sürdürmek, sonra sorumluluğunu almak, sonra kaybetmemek, ve sonunda tutunmak.
Başlangıçta canlılık ve yaratıcılık taşıyan “çoğaltmak”, zamanla bir sorumluluk alanına dönüşmüş.
Belki de mesele çoğaltmayı bırakmak değil.
Mesele, çoğalttıklarımın hepsini üzerime almak zorunda olmadığımı öğrenmek. Her yarattığım şeyin ömür boyu bekçisi olmak zorunda değilim.
Tutunmadan Köklenmek…..
Bir ağacın toprağa kök salması, toprağın sonsuza kadar ona ait olacağı anlamına gelmiyor. Ağaç sadece bulunduğu yerde kökleniyor, mevsimini yaşıyor, çiçek açıyor, meyve veriyor. Ve zamanı geldiğinde bırakıyor.
Belki insanın topraklanması da böyle bir şey.
Tutunmadan köklenmek. Sahiplenmeden sevmek. Kontrol etmeden değer vermek. Kaybetmeye hazırken yaşamdan uzaklaşmamak.
Çünkü bazen geçiciliği kabul etmek bizi hayattan özgürleştirmiyor — bizi hayattan uzaklaştırıyor. “Nasıl olsa gidecek” diyerek daha baştan mesafe koyabiliyoruz. Oysa başka bir yol daha var:
“Evet, bir gün gidebilir. Ama şu anda burada.”
Belki hayatımda ilk kez şunu öğreniyorum: “Bunu kaybetmeye hazırım” ile “buna çok değer veriyorum” birbirine zıt değil. Hatta belki gerçek özgürlük tam da burada başlıyor — çünkü artık kaybetmemek için değil, birlikte yaşamak için buradayım.
Ve belki toprağa basmak tam olarak budur: bir gün biteceğini bilerek, bugünün içinde dolu dolu bulunmak.
Sevgi ve Barışla,
Sibel Kavunoglu