Bedenin Şimdiki Zamana Dönüşü

Tulku Lobsang’ın ‘’İç ateş ‘’pratiğiyle ilgili söylediği bir şey beni durdurdu: “Huzuru ararken, çoğu zaman bilmeden acıyı çoğaltıyoruz.”

İlk anda anlamadım. Sonra verdiği örneği düşündüm.

Bir alışveriş merkezine gideriz — rahatlamak için. Ama orada olmak, bir tür bağlanmayı besler: bir şeye sahip olma isteği, eksik hissetme, daha fazlasını arama. Sonra acıkırız, yemek alanına gideriz. Orada da fark etmeden bir sabırsızlık, bir hoşnutsuzluk büyür. Halbuki alışveriş merkezine gelme sebebimiz birazcık mutlu olmak, huzuru hissetmek iken, aynı gün içinde iki farklı huzursuzluğu davet etmiş oluruz.

Bunu yargılamak için söylemiyorum — çünkü ben de aynısını yapıyorum. Sanırım asıl mesele, bu durumu fark etmek.

Zihin Neden Bunu Fark Etmez?

Çünkü zihnimiz genelde iki moddan birinde çalışır: ya düşünmeyi tamamen durdurur — “ne olursa olsun” der, sorgulamaz, akışa bırakır kendini — ya da bir şeye tutunur — bir sonuca, bir beklentiye, bir “böyle olmalı” fikrine.

İkisi de bize huzur gibi gelir. Ama ikisi de gerçek huzur değildir. Biri bir tür uyuşukluk, diğeri bir tür gerilim.

Gerçek huzur, ne o ne bu — zihnin susup bedenin gerçekten burada olduğu bir yerde başlıyor. Bedeni Şimdiye Getirmek işte bu durumda çok önemlidir: bedeni, düşünmeden, doğrudan şimdiki zamana getirmek.

Çünkü acımızın büyük kısmı, bedenin kendisinden değil, zihnin bedenden kopup geçmişe ya da geleceğe gitmesinden gelir. Beden tam olarak burada, şimdiyken — acı bile başka bir şekilde hissedilir. Daha az direnç, daha az korku, daha çok kabul.

Tulku Lobsang’ın söylediği bir cümle bunu güzel özetliyor: beden ölüm anında %100 şimdidedir. Tulku Lobsang’in paylaştığı Tummo uygulamasının aradığı hâl de bu — bedeni, ölümü beklemeden, o kadar tam bir şekilde şimdiye getirebilmek.

Alışkanlık, Tekrarladığın Şeydir

Son bir şey daha kaldı içimde: çevremiz, çevremizdeki insanlar, konuştuğumuz şekil ve düşünme kalıplarımız — hepsi bizi şekillendirir. Ama bunların hiçbiri kader değil.

Alışkanlık, sadece yeterince tekrarladığın şeydir. Ve neyi tekrarlarsan, zamanla o olursun.

Bu da çok kolay değil. Dışarıda bizi yoldan çıkartan o kadar çok şey var ki. Ne kadar iyi bir insan olma potansiyelimiz olsa da, bulunduğumuz çevreden, insanlardan ister istemez etkileniyoruz. Çoğu zaman bunun farkında bile değiliz. Öyle ki sürekli negatif konuşmalar, sürekli kendimize bir şeylerin olmadığını anlatan acımasız düşünceler — bunlar ister istemez bizi yoldan çıkarıyor. İnsan olmanın bu tür negatif durumlarına farkında olmaya, hepimizin aslında aynı gemide olduğumuzu hatırlamaya ihtiyacımız var. Kötü şeylerin, acının sürekliliğini yitirmemesinin sebebi, onların bir habit hâline gelmiş olması.

Bunun tersine çevirmek ise aynı yasayı tersten kullanmaktan geçiyor.

Alışkanlık nasıl tekrarla oluştuysa, çözülmesi de tekrarla oluyor — ama bu sefer başka bir şeyin tekrarıyla.

Kendimizi yargılamak yerine fark etmeyi tekrarlamak. Zihni susturmaya çalışmak yerine bedene dönmeyi tekrarlamak. “Yine mi ben” demek yerine, “bu çok insani” demeyi tekrarlamak.

Negatif konuşmalar, acımasız iç sesler, bizi yoldan çıkaran çevre — bunlar bir gecede silinmiyor. Ama her fark ettiğimizde, her bedene döndüğümüzde, o eski alışkanlığın gücünden bir parça daha alıyoruz.

Bugünden itibaren sorabileceğin küçük bir soru var: huzur ararken, gerçekten huzur mu buluyorum — yoksa tanıdık bir huzursuzluğu mu tekrarlıyorum? Ve bu tekrarı fark ettiğimde, onun yerine neyi tekrarlamayı seçebilirim?

Sevgi ve Barışla,
Sibel Kavunoğlu

 

Kendine Dönüş Yolculuğu

Burada amaç yalnızca iyi hissetmek değil, kendini anlamak, duygularını dönüştürmek ve yaşamla daha derin bir bağ kurmaktır.

 

Benzer Yazılar

Güncel yazılar ve daha fazlası

Özgürlüğün Bedeli Ne Kadar Ağır?

Değer Vermek ile Tutunmak Aynı Şey Değil

Mutluluğun Kaynağı: Dışarıda Aradığımız Şey İçeride Saklı