Özgürlüğün Bedeli Ne Kadar Ağır?

Arzuların ve isteklerin seni öyle çok oyalıyor ki, asıl istediğin şeyden — mutluluktan — vazgeçiyorsun. Özgür bir hayata sahip olmak için o kadar çok şey yapıyorsun ki, bu “şeyler” hem maddi hem manevi olarak sana çok pahalıya patlıyor.

Güzel bir şey istiyorsun. Ama o güzel şeye ulaşmak için harcadığın efor o kadar büyüyor ki, sonunda yorgun düşüyorsun — ve garip bir şekilde, seni asıl mutlu eden şeylere ayıracak ne zamanın ne de enerjin kalıyor.

Bunu hayatının her köşesinde görebilirsin. Huzurlu bir ev istiyorsun — bunun için iki iş birden yapıp, akşamları eve bitkin dönüyorsun; evdeki o huzuru yaşayacak enerjin kalmıyor. Sevdiklerinle kaliteli zaman geçirmek istiyorsun — ama önce “başarılı” olman gerektiğine inanıyorsun, o yüzden bütün zamanını işe veriyorsun; sevdiklerinle geçirecek an bulamıyorsun. Sakin, dingin bir zihin istiyorsun — bunun için bir sürü kurs, bir sürü kitap, bir sürü “doğru yöntem” arıyorsun; o arayışın kendisi zihnini daha da yoruyor.

Mesela güvende hissetmek istiyorsun — bunun için para biriktiriyorsun. Ama bu sefer de “biriktirdiğim para erimesin” telaşı başlıyor: hangi yatırım aracı uygun diye televizyon, YouTube kanalları, banka önerileri derken günün tamamı bu araştırmayla geçiyor. Her gün değişen fiyatlamalar, sürekli takip etme ihtiyacı bir anksiyeteye dönüşüyor — hem sağlığından hem zamanından gidiyor. Gün sonunda, aslında çok istediğin o basit şeyi — biraz dinlenmek, sevdiğin biriyle oturup sohbet etmek, hiçbir şey yapmadan sadece nefes almak — yapmak istediğinde karşına yine aynı cümle çıkıyor: “zamanım yok.”

Özgür bir beden istiyorsun — sağlıklı, hafif, güçlü — ama bu uğurda o kadar katı bir disiplin kuruyorsun ki, bedeninle ilişkin bir keyif değil, bir sınav hâline geliyor. Sevilmek istiyorsun — ve kendini olduğundan farklı göstermeye o kadar çabalıyorsun ki, asıl sevilmek istediğin o gerçek halini kimseye gösteremeden yaşayıp gidiyorsun.

Fark ettin mi? Her seferinde aynı örüntü tekrar ediyor: istediğin şey aslında basit ve saf — huzur, sevgi, güven, hafiflik. Ama o basit şeye ulaşmak için kurduğun yol o kadar karmaşık ve ağır oluyor ki, yolun kendisi seni asıl varmak istediğin yerden uzaklaştırıyor.

“Zamanım yok, enerjim yok” dediğinde aslında şunu söylüyorsun: istediğin hayatın bedeli çok ağır, ve bu bedeli öderken özgürlüğünden oluyorsun. Huzur istiyorsun ama huzura giden yol o kadar pahalı ki, huzurun kendisine ulaşamadan tükeniyorsun.

Bugün için küçük bir adım: bugün peşinden koştuğun bir şeyi düşün — ve kendine sor: “Buna ulaşmak için ödediğim bedel, bana geri verdiğinden daha mı ağır?” Cevabı yazmana bile gerek yok, sadece bir an bu soruyla otur.

Sevgi ve Barışla,
Sibel Kavunoğlu

 

 

Kendine Dönüş Yolculuğu

Burada amaç yalnızca iyi hissetmek değil, kendini anlamak, duygularını dönüştürmek ve yaşamla daha derin bir bağ kurmaktır.

 

Benzer Yazılar

Güncel yazılar ve daha fazlası

Bedenin Şimdiki Zamana Dönüşü

Değer Vermek ile Tutunmak Aynı Şey Değil

Mutluluğun Kaynağı: Dışarıda Aradığımız Şey İçeride Saklı