İçimizdeki çocuk yok olmayacak, onunla yaşamayı öğreniyoruz

İçimizdeki Çocuk Yok Olmayacak, Onunla Yaşamayı Öğreniyoruz

İçimizdeki çocuk, şakası yapıla yapıla içi boşalmış bir kavram oldu. Oysa hayatı yaşama biçimimizi yumuşatabilecek en işe yarar fikirlerden biri.

Biri biraz alıngan ya da şımarık davrandığında “içindeki çocuk uyanmış” demek çok kolay. Bu şakalar kavramın içini boşaltıyor. Oysa sözü edilen şey, kişiliğimizin önemli bir parçası.

Kişiliğimiz çocuklukta şekillendi. O yıllarda hissettiğimiz her şey, aldığımız ya da alamadığımız ilgi, görülmek ya da görülmemek bizimle birlikte büyüdü. İç çocuk dediğimiz, bu izlerin bugün de içimizde yaşayan hali.

Görülmeyen taraf yok olmuyor, sadece sessizleşiyor. Hayatımızda bir boşluk, bir eksiklik, yarım kalmış bir his varsa, çoğu zaman o tarafla temasımız kopmuş demektir.

İç çocuğun iki yüzü var. Bir yüzü coşkulu, meraklı, eğlenceli, yaşama dört elle sarılan tarafımız. Diğer yüzü kendini yalnız, terk edilmiş, utanmış ya da suçlu hisseden, kapanık ve kırılgan tarafımız.

Aslında çocuk tarafla ilgili en ilginç şey şu: Olaylar geçti, ama duygu kalmış olabilir. O gün yaşanan durum bitti, insanlar değişti, hayat başka bir yere geldi. Fakat görülmemiş, anlaşılmamış bir duygu bugün de aynı yoğunlukta buradaysa, benzer bir durum onu tekrar harekete geçirir.

Bir yemekte söylediğiniz şeye kimsenin tepki vermediğini düşünün. Başkası için küçük bir an. Sizde ise birden küsmek, öfkelenmek ya da yalnız hissetmek gibi, yaşınıza uymayan yoğunlukta bir tepki doğabilir. Kırk yaşındaki yetişkin gider, on yaşındaki çocuk gelir.

Bazen de bu belli olmaz. Dışarıdan çok makul görünürüz, içimiz kaynar. Çocuk tarafa şöyle bir ihtiyaç vardır: “Beni anla, benimle temas kur.” İnsanın en temel ihtiyacı da zaten bu: görülmek ve temas.

Peki, hangi halde olduğumuzu nasıl anlarız?

Yetişkin halimiz durumu görebilen, daha esnek, daha sabırlı ve yaşına uygun davranabilen taraftır. Çocuk halimiz ise bir duygu yükseldiğinde ya da çöktüğünde, taştığımızda ya da içimize kapandığımızda devreye girer. Kendi doğal ritminizden uzaklaştığınızı fark ettiğiniz an, çocuk halinde olabilirsiniz.

Örneğin, toplantıda sözünüz kesildi, çocuk halinizin tepkisi; küsmek, susmak, yetişkin halinizin tepkisi ise, ‘’cümleni bitirebilir miyim?’’ demek olur. Başka bir örnekte; ya da Anneniz “yine mi geç kaldın?” dedi. Çocuk halinin tepkisi savunmaya geçmek, içine kapanmak, yetişkin halinin tepkisi ise neden söylediğini sormak, sınırını sakince belirtmek olur.

Çocuk hali her zaman zor değil. Şaka yaptığınızda, müzik açıp mutfakta dans ettiğinizde, bahçeyle ya da toprakla uğraştığınızda, bir şeye merakla baktığınızda çocuk tarafla birliktesiniz. Yaşam sevinci de yaratıcılık da buradan gelir.

Tersi de geçerli: Hiç çocuksu davranmayan, her zaman fazla ciddi ve kontrollü duran biri de çocuk halinde olabilir. Çocuk tarafıyla bağını kesmiş, “büyümüş” görünürken aslında küçülmüş bir çocuktur.

Yok olmayacak, ama bu bir sorun değil

İç çocuk denince çoğumuzun aklına ilk travma ve geçmişin yükü geliyor. Bu yüzden bu konu bizi korkutabiliyor ya da sıkıyor. Ben başka bir pencereden bakmayı öneriyorum.

İç çocuk kavramı Buda’nın öğretisinin bir parçası değil, modern psikolojiden geliyor. Ama baktığı yer, Dört Yüce Gerçek’e çok benziyor:

  1. Acı vardır. Hayatta kırılganlık, kayıp ve hayal kırıklığı var. İç çocuk bize bu acının bizde nerede yaşadığını gösterir. Onu yok saymaz.
  2. Acının bir nedeni vardır. Hoşumuza gidene tutunuyor, hoşumuza gitmeyenden kaçıyoruz. Çocuk halimizde en çok tutunduğumuz şey, görülmek ve sevilmek.
  3. Acı sabit değildir. Duygular değişir, yoğunlukları azalır, onlarla ilişkimiz yumuşar.
  4. Bir yol vardır. Fark etmek, durmak ve kendimize şefkatle yaklaşmak.

Bu bakış açısında amaç iç çocuktan kurtulmak değil. İç çocuk yok olmayacak. Biz onunla yaşamayı öğreniyoruz.

İç çocuğun bize gösterdiği en değerli şeylerden biri şu: Kendimize, hayata ve yaşadıklarımıza bakma biçimimiz sandığımızdan çok daha geniş. Tek bir bilinç düzeyinden değil, birçok farklı halden bakabiliyoruz.

Aynı olayı, çocuk halimizle “beni sevmiyorlar” diye, yetişkin halimizle “bugün yorgunlar” diye okuyabiliriz. İkisi de bizim. Ama hangisinden baktığımız, olayın bize ne yapacağını değiştiriyor.

Yorumlama biçimimizin ne kadar dar ya da yanlış olabileceğini fark etmek, hayatımıza baktığımız pencereyi büyütür. Bir duyguyu yaşarken “bu hangi halimden geliyor?” diye sormak, tepki vermekle fark etmek arasında bir boşluk açar.

Onunla bağ kurmayı birlikte yapmak ister misiniz?

Bağ kurmak için uzun bir çalışmaya gerek yok. İçimizdeki çocuğu, bu yazıdaki fikirleri ve onunla nasıl bağ kuracağını keşfedeceğin, birlikte ve yönlendirmeli olarak çalışacağımız bir buluşma var: “40 Günlük Kendine Dönüş Yolu” eğitiminin Faz 3’ü sadece bu konuya ayrılıyor.

Merak ediyorsanız detaylar için bana yazabilirsiniz.

Sevgi ve Barışla,

Sibel Kavunoğlu

 

 

Kendine Dönüş Yolculuğu

Burada amaç yalnızca iyi hissetmek değil, kendini anlamak, duygularını dönüştürmek ve yaşamla daha derin bir bağ kurmaktır.

 

Benzer Yazılar

Güncel yazılar ve daha fazlası

Özgürlüğün Bedeli Ne Kadar Ağır?

Bedenin Şimdiki Zamana Dönüşü

Değer Vermek ile Tutunmak Aynı Şey Değil